SABANCI HOLDİNG CEO'SU CELAL METİN CAPİTAL DERGİSİ'NDE

05.08.2003
Celal Metin, Sabancı Holding’in yeni CEO'su.

Herkes onu bu göreviyle tanıdı. Ancak, onun Sabancı geçmişi daha eskilere dayanıyor. Çeşitli şirketlerde genel müdürlük yaptıktan sonra, Uzakdoğu'ya gitti. Orada dev bir grubun başkanlığını yaptı, 15 yıl sonra geri döndü. Sakıp Sabancı'nın talebiyle yeni işine başladı. Çok iddialı hedefleri var. "Sağlıklı ve akıllı büyüme" sürecinden söz ediyor, "Sabancı'nın hak ettiği yerde olmadığına" dikkat çekiyor. "Birçok iş yapılmış, ancak bir o kadarı daha yapılabilirdi" sözleriyle, yeni dönemin işaretini veriyor. Yeni sektörlere gireceklerini belirtiyor ve "Kaynakları çok fazla. Bunları doğru istikametlere yönlendirirsem, o zaman grubun çok daha iyi yerlerde olacağını düşünüyorum" diyor.

Değişim aslında bir anda gerçekleştirildi. Beklenen bir gelişme değildi. Çünkü, Sabancı Grubu, bu tür kararlardaki "geleneksel" davranışlarıyla bilinir. Planlı, programlı değişimler yaratmak, grubun karakteristik özellikleri. Bu nedenle Sabancı Grubu'nün başına yeni bir CEO'nun (Chief Executive Officer) getirilmesi belki "sürpriz" olarak değil ama "ani" olarak değerlendirilebilir. Nisan 2003 itibariyle Sabancı Grubu'nun CEO’luğunu üstlenen Celal Metin, gruba yakın bir isim. Hatta Sakıp Sabancı'ya göre "Aileden biri".

Aşağıda okuyacağınız söyleşi Celal Metin'in Türk medyasıyla ilk buluşması olacak. İş hayatına Sabancı Holciing'de başlayan Celal Metin, 1988 yılına kadar grup bünyesinde çalıştıktan sonra Uzakdoğu'da görev yapmış. Bu süreci ve yeni CEO Celal Metin'in planlarını, hedeflerini aşağıda okuyacaksınız. Türkiye'nin en büyük gruplarından Sabancı Grubu'nun başındaki profesyonelin vizyonu, Türkiye ekonomisi için de önemli.

İzlenimlerimize gelince: Söyleşi sürecimiz, bir sabah kahvesi içerek başladı, Galiba Sakıp Bey'den geçme bir alışkanlık! İletişimdeki rahatlı ğıyla beni şaşırttı. (Volkan Akı)

Sabancı Grubu'nda özellikle bu konuda büyük bir değişim olacağı kesin. Rahat vekendine güvenli. CEO modelini çok iyi hazmetmiş ve kendini tam bu kalıbın içine oturtmuş. Samimi olması diğer bir özelliği. Golf tutkusunu bildiğimiz için, bir golf sahasında fotoğraf çekimini gerçekleştirmek istedik. Zamanlama uymadı ama bize evinin kapısını açmaktan çekinmedi."Ben de ofis içinde resim çektirmek istemem" yaklaşımı bizi sevindirdi. Dünyadaki yeni nesil yönetici tipini hatırlattı. Heyecanlı ve hareketli... Her konuda hızlı davranmayı seviyor. Bu özellikleri söyleşimizde de hissettik. Siz de sorularımıza verdiği yanıtlarda yaşayacaksınız:

Öncelikle öz geçmişinizi özetleyebilir misiniz ? Çünkü herkes sizi merak ediyor ?
Madem merak ediliyorum, bu iyi birşey. O zaman baştan başlayalım. Ben Kimya Mühendisiyim. Lisansım, lisansüstüm ve doktoram hepsi Kimya Mühendisliğinden. Bizim zamanımızda mühendislik doktorası son derece ender bulunan bir şeydi. Ben de o zamanlar ender insanlardan bir tanesiydim. İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi'nden mezun oldum. Bir müddet üniversitede kaldım. Araştırmaya çok eğilimim vardı. Özellikle uygulamalı araştırmalara. Daha sonra baktım ki kişiliğim çok daha kendi kendine yarınları şekillendirecek bir kişilik ve sanayiye dönmeye karar verdim. 1975 yılında Sabancı Grubu’na Lassa projesiyle başladım.

Bu ilk iş deneyiminizdi herhalde ?
İş yaşamıma İstanbul Üniversitesi’nde asistan olarak başladım. Ardından özel sektördeki ilk iş deneyimim olarak Lassa’da kuruluşta, projenin başında yer aldım. Daha sonra Lassa Üretim Müdürlüğü, Fabrika Müdürlüğü yaptım. 1985’de Lassa’nın Pazarlama şirketi Lisa’nın Genel Müdürü oldum. daha sonra, Sabancı Grubu’nun joınt-venture’ı Beksa ve Dusa’nın kuruluşlarında görev aldım. Gruptan ayrıldığım 1988 yılında Beksa’nın Genel Müdürü’ydüm. Teknolojiye, özellikle yaratıcı teknolojiye çok yatkınlığım vardı. O zamanlar Bimsa şirketimizde de Yönetim Kurulu Üyesi'ydim. Ben Sabancı Grubu’nda aileden olmayan, Adanalı olmayan ve taa aşağıdan başlayıp yukarıya yükselen en genç Genel Müdürdüm.

Sabancı Grubu’ndan ayrılmanız nasıl gerçekleşti o dönemde ?
Tabii insan 1988 yılına geldiğinde bakıyor; 38 yaşında biri ve Genel Müdürlük pozisyonunda. Bundan sonra hayat hep Genel Müdürlük yaparak gitmez dedik. Dolayısıyla, 3 şirketin Genel Müdürlüğünü yapmış, kurucu Genel Müdürlük yapmış biri olarak, dedim ki hayatımın bu döneminde artık başka ufuklara doğru gitmeliyim. Ve Sakıp Bey’den izin istedim. Ben 1988 yılında, Sakıp Bey ile 3 yıl izinli olarak ayrıldım.

Bu ayrılışınıza sebep olan bir teklif ya da plan var mıydı ?
Uluslararası ortamda bir şeyler yapmak istiyordum. O dönem çalıştığımız ortamda Lassa da ileri teknoloji şirketiydi ve hep orada uluslararası ortamlarda yer almıştım. Lisa ise Sabancı Grubu’nun en yüksek ihracatını yapan şirketiydi. Avustralya’dan ABD’ye kadar teşkilatı olan, ihracat yapan bir şirketti. O nedenle yoğun dış temaslarım oluyordu. Yine aynı dönemde Türkiye’yi de çok iyi tanımıştım. Lassa’nın geniş bir bayi ağı vardı. Bu dönemde de Türkiye’nin hemen hemen gezmediğim yeri kalmadı. Türkiye’yi de böylece çok iyi tanımış oldum. Benim babam emekli Albaydı. Babamın görevi nedeniyle Doğu Beyazıd’dan Erzurum’a kadar karış karış doğu Anadolu’yu gezdim, oralardaki okullarda okudum. Türk insanını, Anadolu insanını çok iyi tanıdım. Sonraki meslek yaşamımda da oradaki o deneyimler bana ışık tuttu. Açık konuşmayı, hedefe varmak için çok ama doğru çalışmanın gerektiğini daha çocuk yaşımda öğrendim. Zor koşulları kolaylaştırmayı, disiplinin başarıda ne denli önemli ol duğunu belki de o çocukluk ve ilk gençlik yıllarındaki gözlemlerimle saptadım.

Uzakdoğu’ya gitmeniz nasıl gerçekleşti ?
İnsanlar bir işten ayrılıp yeni ufuklara doğru yol alırken, planlarını, projelerini, düşüncelerini de yaşama geçirmeye başlıyor. Bu sırada bir teklif geldi. Rota Uzakdoğu’yu gösteriyordu. Oğlum 12, kızım 10 yaşındaydı. Üsküdar Amerikan Lisesi mezunu olan eşimle, kızımızın da girdiği o okulda okumasını düşlemiştik. Zor bir karardı. Ve sonunda bavullarımızı topladık ve ailece Uzakdoğu’ya gittik. Endonezya’da Indocement Grubu’nda yatırımlardan sorumlu Başkan Yardımcısı olarak göreve başladım.

Bu grubun faaliyet alanı neydi ?
Çok yaygın faaliyet alanları olan bir gruptu. Petrolden doğalgaza, çimentodan otomotive, Gıdadan, bankacılığa kadar geniş bir yelpazesi vardı. Ben grubun kimya ve petro-kimya grubundaki tüm yeni yatırımlarını başlattım. Önce 3 yıldan fazla kalmam dediğim yerde 15 yıl kaldım. Bu grupta, dünyanın en büyük petro-kimya ve kimya tesislerini, özel kimyasallardan plantasyonlara, enerji santrallerinden tekstil kimyasallarına kadar pek çok konuda ilk 6.5 yıl içinde 5 milyar doları geçen yatırım gerçekleştirdik. Bütün bu şirketlerin çoğunu gidip Nasdaq’da, ABD’de halka açtık. Kurduğumuz şirketlerin tepe yönetiminde bulundum ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptım. Yabancı birisi için tabii çok büyük bir olay. Aynı kandan değilsin, aynı yerden değilsin.

Dönmeye ne zaman karar verdiniz ?
Dönme planımız, 1996 yılına odaklanmıştı. Oğlum amerika’ya okumaya gitti. İki yıl sonra da kızım gitti. Bense sürekli seyahat ediyordum. Singapur’da, Jakarta’da evimiz vardı, ama ben ping pong topu gibi bütün dünyayı dolaşıyor, eşim ise yalnız kalıyordu. 1997’de İstanbul’a geldik ve buradaki evimizi yeniden açtık. O sırada Uzakdoğu krizi başladı. Ve beş yıl daha orada kalmam gerekti.

Türkiye’ye dönmenize ve Sabancı Holding’e gelişinize gelelim isterseniz ?
Esas karar 2002 yılının sonunda oluştu. Tabii öyle bir yere geldik ki, Amerika’da şirketler, Çin’de şirketler, Uzakdoğu’da şirketler. Dünyanın en lüks yerlerinde kalıyorsunuz. İmkanlar, servisler gerçekten çok iyiydi fakat 2002 yılının sonuna geldiğimizde, kendi yatağımda yattığım gün sayısı çok azalmıştı ve artık bir yere demir atma zamanı gelmişti ve türkiye’ye döndük. Tabii çok güzel ilişkilerim oldu. Uluslararası büyük kuruluşlarla iyi ilişkilerim ve dostluklarım oluştu. 2003 yılının martında böylece dönüş yolculuğumuz başladı. Ayrılırken de her medeni insan gibi tüm dostlarıma bir veda mektubu yazdım. Türkiye’ye dönüyorum adresim bu dedim. Bunu Sakıp Bey duymuş, bir gün beni telefonla aradı ve “Dönüyor muşsun, gel yuvaya dön” dedi. Bu olay 2003 yılı Mart ayının sonuna doğru oluyor. Ben de kabul ettim ve de bu kararı verdiğim için mutluyum.

Sabancı’ya bir CEO olarak ne katacağınızı, ne getireceğinizi düşünüyorsunuz ?
Ben hep büyüme adamı olmuşumdur. Benim olduğum ortamda bir tek şey akla gelir; akıllı sağlıklı büyüme. Namım, şanım hep budur. Şimdi bu ortamda da baktığım zaman Sabancı Grubu’nun çok ciddi kaynakları var. Sabancı Grubu bir dünya markası olmuştur. Ben de bu bayrağı çok daha ileriye götüreceğime inanarak, global tecrübemi bu gruba getireceğimi bilerek geldim. Bugün hedefim Sabancı Grubu’na birkaç basamak daha atlatmak. Bunu da yapacağıma onlar inanıyorlardı. Benim de kendime güvenim sonsuz . Dolayısıyla bu işe inanarak başladık.

“CEO’ların ilk 100 günü önemlidir”. Daha önceki sohbetimiz sırasında böyle demiştiniz. Siz bu ilk 100 günde ne yaptınız ? Grupla ilgili ne gibi saptamalarda bulundunuz ?
Grubun potansiyeli, geldiği noktadan çok daha büyük. Türkiye’de Sabancı Grubu’na yapı olarak bakarsanız, endüstriyel faaliyetlerin göbeğinde yer alan, gerçek bir sanayi şirketleri topluluğudur. Sabancı Üniversitesi’nden bahsediyoruz, bugün Sabancı Grubu’nun kendisi de bir üniversitedir. Sabancı Grubu etikleri son derece yüksek ve bayrağını en tepede bulunduran bir gruptur. Geldiğim zaman, kabul etmek lazım ki, Sabancı Grubu’nun çok daha ilerde bir yerlerde olabileceğini düşünmüştüm. Ama son yıllarda biraz yavaşladığını gördüm. Hak ettiği yerde olmadığını gördüm. Bence Sabancı Grubu çok daha iyi yerlerde olma potansiyeline sahip. Tabii bir gerçek var. Pek çok dünya devlerinin devrildiği bir dönemde, çok daha sağlıklı, çok daha sağlam ve kaynakları çok daha güçlü olan bir grup var. Kaynakları çok fazla. Bu kaynakları doğru istikametlere yönlendirirsem, o zaman grubun çok daha iyi yerlerde olacağını düşünüyorum. Çalışanlarına ortaklarına çok daha iyi değerler vereceğine inanıyorum.

İlk 100 günde yaptığınız işler, aldığınız kararlar neler oldu ?
Bütün şirketleri teker teker gezdim. İnsanları tanıdım. Ben insana, stratejiye ve değerlere inanan bir kişiyim. Bunun dışındaki her şey benim için ikinci planda kalıyor. Bir yandan insanları tanıyorsunuz, bir yandan işlere bakıyorsunuz. Bir yandan da analiz yapıyorsunuz. Bunu yaparken iç güdülerinizi çok kullanıyorsunuz.

Bir yeniden yapılanma ya da radikal bir değişim düşünüyor musunuz ? Yönetim yapısını değiştirmek gibi…
Şu anda başladı… Her grup liderinin arayışı bir dengeli portföy yaratmaktır. Bu portföy ile uluslararası tecrübem ile nereye gidebileceğimize baktım. Zaten 100’üncü günüm dolmadan da bütün şirketlerde birtakım aksiyonların içine girdik. Türkiye’de önemli özelleştirme potansiyelleri var. Benim yaptığımız işlerde proaktif olma, hep olayların göbeğinde olmagibi bir prensibim olmuştur. Unutmayın ki şu anda Dünyada ve Türkiye’de ekonomide bir değişim söz konusu. Ekonomi değiştiği zaman, siz de olayları değişik yönlendirmeye, değişik şekilde yapılandırmaya bakıyorsunuz. Hep birlikte bir ekip bütünlüğü içinde çalışma ortamını sağladık. Bunun meyvelerini taktik noktalarda değil stratejilerle konuşmaya başladım. Çünkü benim modelimde şu var: Herkes ile stratejilerle konuşup, bütün bu planları eğer yerleştirirseniz, taktik kararlarda hareketlilik sağlarsınız. Devamlı değişikliklerle karşı karşıyayız fakat bu değişikliklere benim çok süratle reaksiyon vereceğim bir yapı getiri yorum. Benim hep inandığım bir lafım var: Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Beni de herkes böyle tanıyacak.

Grubun geleceği için oluşturduğunuz yeni strateji ve senaryonuz nedir ?
Grupta öncelik dengeli bir büyüme hedefliyorum. Sabancı’da iki ayrı segment var. Bunlardan biri finans, biri de sanayi. Sanayi bu işin omuriliğidir. Bütün üretim tesislerimi dünyanın en verimli şirketleri haline getirmek benim amacım. Unutmayın ki dünya bir gelişim içinde ve gelişmiş ülkelerdeki üretim kapasiteleri yok oluyor. Bunlar Doğu’ya doğru kayıyor. Servis sektörünün yerine baktığımız zaman da, teknolojiler değişmeye başlıyor. Burada da önemli fırsatlar var. Bizim içinde bulunduğumuz bölgede en kaliteli malı en düşük maliyetle üreten dünya çapında yüksek kaliteli tesisler yarattığımız takdirde, ciddi büyüme potansiyelleri yakalarız. Bunları zamanında ve doğru yapmadığımız takdirde de bu fırsatlar üzerimizden kuşların uçtuğu gibi uçar gider. Biz tesislerimizi bu verimliliklere getirdiğimiz takdirde, Uzakdoğu’da, Kafkaslar, Balkanlar, Kuzey Afrika içinde çok ciddi büyüme potansiyeli var. Biz bunu yakalarız. Sabancı Grubu da bütün tecrübesiyle ve yapılanmasıyla bunun göbeğinde y er alır diyorum. Benim bütün hareket tarzım bu… Bir yandan da artık dünya pazarı demediğiniz takdirde bir yere gitme imkanınız yok. Biz de tesislerimizi doğru coğrafyalarda konumlandırmak zorundayız. Bu bakımdan da Sabancı Grubu Türk şirketi ve Türk olmakla da öğünüyor ama Sabancı Grubu bir dünya şirketidir.

Hangi sektörler öne çıkacak grupta? Yeni yatırımlar olacak mı ?
Enerji ve kimya konusunda ciddi büyümeler gelecek. Zaten enerji ve kimya sektörü endüstrinin temel yapı taşlarını oluşturur. Gıda sektöründe piyasada Sabancı Grubu nereye gidiyor ? diye bazı soru işaretleri belirmiş fakat, burada ciddi bir büyüme içinde olacağız. Teknolojiye dayalı işlerde, haberleşmede, telekomünikasyonda büyümenin en önünde ve göbeğinde yer alacağız. Tüketim içinde faaliyetlerimiz var. Burada da dengeli bir büyümeyi hedefliyoruz.

Otomotivde olacak mısınız ?
Otomotivde bir miktar varlığımız var ama bu sektörde ön saflarda olmak zor. Bakarsanız Sabancı Grubu girdiği konularda dünyada liderliğine oynar. Bizim otomotivde bir dünya markası olacağız diye bir iddiamız yok. Zaten Toyota ile ortaklıktan ayrılırken grup çok doğru bir iş yapmış. Fakat bunun yanında, Temsa’da, otobüs üretiminde Avrupa’da Man’ın, Mercedes’in ülkesine otobüs satmaya başlamış. Şu anda bakarsak, bu sene 70 milyon dolar civarındaki ihracatımızı önümüzdeki üç yıl içinde beşe katlamaya gidiyoruz.

Özelleştirmede ilginiz hangi alanlarda yoğunlaşıyor ?
Türkiye’de Tekel’den Tüpraş’a, Türk Telekom’dan şeker fabrikalarına ve milli piyangonun özelleştirmesine kadar bir çoğu ile ilgileniyoruz.

İlgileniyoruz derken ciddi anlamda değerlendiriyor musunuz ?
İstekli ve ciddi bir şekilde bakıyoruz.

Yabancı ortaklık ve yatırım stratejilerine bakışınız nedir ?
Şartlar değiştikçe, bu konularda konumlar da değişebilir. Biz çok kolay ortak olmayız. 18 tane yabancı ortağı olan bir şirketin demek ki belli kriterleri var. Fakat zaman içinde belli ortaklıklardan çıkmakta da bir sıkıntımız yok. Çünkü zaman değiştikçe, insanların bu gelişen ekonomiler içinde yolları bazen ayrılabilir. Fakat bunlar bozulmak, kavga etmek anlamında değil. Bu nedenle Sabancı Grubu, belki yeni ortaklıklara girerken, belli ortaklıklardan uzaklaşmasına ve çekilmesine de hep müspet bakmalı. Nihai amacımız şirketlerimizi halka açmaktır. Şirketlerin yüzde 100’ne sahip olmak gibi bir bencilliğimiz yok. Fakat ortaklarımızın beklentilerini karşılamak için de belli yerlerdeki ortaklıklarımızdan çekilmemiz gerekirse de çekiliriz diyoruz. Verimli olamayacağımız, büyüyemeyeceğimiz, uzun vadede devamlı büyüme görmediğimiz işlerden çekilebiliriz. Yeni alanlarımızda da yeni işbirlikleri ve ortaklıklar olacaktır. Bu ortaklıklar içinde de ben Türkiye’deki şirketlerle de işler yapabiliriz diyorum. Sadece Fransızlarla, ABD’lilerle ortaklık yaparız diye bir olay yok. Biz paylaşmasını bilen bir grubuz. Bizde bunu Türkiye’nin en büyük grupları ile birlikte bazı yatırımları gerçekleştirerek göstereceğiz.

Bu noktalarda hızlı davranmayı mı planlıyorsunuz ? Tarzınız nasıl olacak ?
Çok hızlı davranacağız. Benim tarzım bu. Yönetimde, kararda hiçbir zaman gecikmem. Her şey değişiyor ve başarı değişikliklere reaksiyon göstermedeki hızınıza bağlı. Eğer yavaş kalmışsanız zaten o pazarlar başkasının oluyor.

Örneğin, bir 2010 yılında Sabancı Grubu’nu nerede görüyorsunuz ?
Herkes kısa süre içinde nereye gittiğimizi görecek.

Profesyonel bir yönetici olarak büyük bir değişim programı başlatıyorsunuz. Sabancı Grubu bir aile şirketi. Aile ile birlikte bu değişimi nasıl yaratacaksınız ?
Bir aile şirketi olmak negatif bir şey değil. Tam tersine pozitif olarak alıyorum. Düşünün bir ailenin fertleri bu yapı içinde gayet iyi eğitilmiş, pırıl pırıl bir gençler grubu var. Pırıl pırıl bir üçüncü nesil var. Bu insanlar oturup birkaç şey yapabilirler, bunlardan biri ‘benim paraya pula ihtiyacım yok’ diyebilirler. Ama bugün, hep birlikte sabahın yedisinden akşam 9-10’a kadar onlarla beraber çalışıyoruz. Dediğim gibi bu modeli hep birlikte götürüyoruz. Benim bir yönetim tarzım var. Masa etrafındaki insanlar rütbeleriyle oturduğu zaman zaten iş kaybedilmiştir. O yuvarlak masada ekip anlaşmasını getirdiğiniz zaman, buna inanlar birlikte koşacaklardır.

Anladığım kadarıyla hızlı bir değişime başladınız ve bunu aldığınız kararlarla da hissettiriyorsunuz. Aileden ya da profesyonellerden bir direnç ya da tepki alıyor musunuz ? Ya da zorlandığınız noktalar var mı ?
Hayır, tam tersi oldu. Herkes bu pozitif enerjiyi, bu dinamizimi benimsedi.

Önümüzdeki dönemler için grupta ne gibi hedefler koydunuz ?
Herşeyden önce ürünümüz doğru olacak ve markaya yatırım yapacağız. Bu markaların arkasında doğru üretim kapasitelerini, doğru yerlere yerleştireceğiz. Bu üretim kapasitelerinin büyüklüğü, ekonomik büyüklükler olacak.

Biraz da özel yaşantınıza gelmek istiyorum. Nasıl bir yaşamınız var ? Hobileriniz, hayata bakışınız nasıl ?
Ben insan, doğa, teknoloji, müzik bağlantılarını çok iyi uygulayan biriyim. Doğayı seven bir adamın seveceği birkaç şey var: Bir tanesi denizcilik, deniz ve deniz sevgisi ve tabii çiçek. Yine doğa tutkuma en uygun hobilerden biri golf. Büyük bir golf tutkum var.

Denizcilik derken tekneniz var mı ?
Evet teknem var. Türkiye’yi çok özleyen biri olarak Ege-Akdeniz kıyı şeridinde dolaşmak bana büyük keyif veriyor.

Yelken mi, yoksa motor yat mı ?
Motor yat… Artık yelkenle çok uğraşacak vaktim yok. Göcek’de bir teknem var. Her fırsat bulduğumda oraya gidiyorum. Kolay kolay da beni demirleyerek göremezsiniz. Ege ve Akdeniz’de yeşille mavinin buluştuğu yerlerde dolaşırım. En büyük keyfim de, bir kaptanım olduğu halde, tekneyi kullanmak. O yüzden nereye gideceğim belli olmaz. Böyle anlatınca sanki iş dünyasından koptuğum anlaşılabilir. Fakat teknede bütün haberleşme teknolojilerim hazır. Kendi ofisindeymiş gibi haberleşmemi sürdürürüm. Ben bir işkolikim ama hobilerimi de ihmal etmeden gerçekleştiriyorum. Beni çok sık araba kullanırken görebilirsiniz. Araba kullanmak da hobilerim arasındadır.

Sizin döneminizde daha mı dışa açık bir Sabancı göreceğiz ?
İnancım o ki benim görevim sadece şirket yönetimi, şirketler ve yönetim kurulları ve ortaklarla değil. Tüm toplumla benim bir iletişimim olması gerekli. Bu grubu sadece sanayiye, ticarete, finansa bağlı idare edemezsiniz. Toplumla birilikte her yerde görecek beni Türkiye. Ben konuşurum. Ancak çok konuşarak daha iyileri bulabiliriz. Paylaşacağımı göreceksiniz. Şeffaf olduğumu göreceksiniz. Söyleyemeyeceğim şeyleri direkt “hayır” olarak diyebildiğimi göreceksiniz. Bu süreç içinde grubun sözcüsü olacağımı herkes bilmeli. Kapım her zaman açık olacak. İletişim bir CEO’nun ana görevlerinden bir tanesidir. CEO’nun kendi itibarı çok önemli. CEO bir grubun itibarının da gerçek sorumlusudur. CEO bir grubun itibarının yarısını oluşturur. Benim itibarım Sabancı itibarı ile birleşince, geçmişle övünmeyi değil, geleceğe güvenmeyi önplana çıkaracağız.