SN. GÜLER SABANCI'NIN SABANCI HOLDING YILLIK PAYLAŞIM TOPLANTISI 2008 KONUŞMA METNİ

28.02.2008
SABANCI HOLDING YÖNETİM KURULU BAŞKANI
GÜLER SABANCI’NIN KONUŞMA METNİ
 
28 Şubat 2008, Perşembe
 
Değerli Basın Mensupları
Sabancı Holding Yıllık Paylaşım Toplantısı’na hoş geldiniz
 
Ben sizlerle geride bıraktığımız 2007 yılının Dünya ve Türkiye ekonomileri açısından bir genel değerlendirmesini ve 2008 beklentilerimizi paylaşacağım.
 
Ahmet Dördüncü sizlerle Sabancı Topluluğu’nun 2007 yılı faaliyetlerini ve 2008 beklentilerimizi paylaşacak.
 
Dünyadaki son gelişmelere değinmeden önce bir tespitte başlamak istiyorum. Dünyada kökleri 2000’lerin başına giden bazı yapısal dengesizlikler mevcuttur, bunları şöyle sıralayabiliriz;
 
·        ABD’deki tasarruf eksikliği ve buna ilişkin olarak büyük bütçe ve cari açık,
·        Asya ve petrol üreten ülkelerdeki büyük cari fazla ve iç tüketimin göreceli azlığı,
·        Avrupa Birliği’nde büyümenin artmasını etkileyen yapısal problemler,
·        Japon mali sistemindeki reformların tamamlanmamış olması,
·        Döviz kurlarındaki özellikle cari fazlası olan (Çin gibi) ülkelerde kur ayarlamalarını gerçekleştirecek esneklik olmaması.
 
Dünyada 2007 sonlarında patlayan “subprime mortgage” krizi, zaten var olan bu yapısal problemlerin ve dengesizliklerin üzerine gelmiş ve henüz tam derinliği ve çapı bilinmeyen bu kriz mali piyasalarda güveni sarsmıştır. Beklentileri etkileyen bu durum karamsarlığa yol açmış ve ciddi bir küresel yavaşlama hatta resesyon tehlikesini ortaya çıkarmıştır.
 
Şu anda en büyük tehdit ekonomideki bu dengesizlikleri azaltırken (ki, ABD’nin dış açığında iyileşme var) küresel büyümenin çok zedelenmeden devam etmesini sağlamaktır.
 
 
 
·        ABD’de tüm parasal ve vergisel desteklere  rağmen büyümenin yavaşlaması önemli bir sıkıntıdır ve küresel büyümenin düşüşünün sınırlı kalması ancak diğer pazarların, özellikle “emerging marketler”in kuvvetli büyümesi ile sağlanabilir.
 
·        Bir diğer çok önemli gelişme ABD’de de talep azalmakla beraber dünya genelinde enerjiye olan talep petrol fiyatlarının artmaya devam edeceğini ve yanlız petrol değil tüm hammadde piyasalarında fiyat artışları olacağını bununda enflasyonist baskısı doğuracağını görmekteyiz.
 
Bütün bunlar 2008 yılında dünyada çok ciddi belirsizliklere işaret etmektedir.
 
İşte böyle bir dünyada Türkiye’nin önünde ne gibi fırsatlar ve tehlikeler var diye bakarsak;
 
·        Öncelikle Avrupa Birliği’ne tam üyelik görüşmeleri ile ilgili sürecin aksatılmadan devam ettirilmesi, farklı bir yapıda olsa da, IMF ile ilişkilerin sürdürülmesi, dünyanın bu belirsizliğinde bizim için önemini korumaktır.
 
·        Önemli siyasi krizlerden de uzak durmamız halinde önemli bir fırsat olarak “subprime” krizi ile uğraşmak için dünya piyasalarına sürülen likitide fazlası olacağını ve ABD’deki zararlar ve belirsizlikten dolayı bu likiditenin gidebileceği yerlerden birinin Türkiye olabileceğini görüyoruz. Bu durumunda kısa dönemde cari açığın finansmanında katkıda bulunacağına inanıyoruz.
 
·        Bizim en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa’da büyümede önemli yavaşlama görülmemektedir. Bu da bizim için bugünkü ihracatımızın devam edebileceğini gösteriyor.
 
·        Karşılaşacağımız tehditlere bakarsak;
·        petrol ve hammadde fiyatlarındaki artışların getireceği enflasyonist baskılar ile,
·        yapısal olarak ekonominin verimliliğini artıracak mikro bazlı reformları hala gerçekleştirememiş olmamızda önemli bir tehdittir.
·        nitekim bunların neticesinde işsizliğin artması tehlikesini de görüyoruz.
 
Dolayısıyla finansman olanaklarının bizi çok sınırlamayacağı bu dönemde özelleştirmelere devam ederken, enerjide üretim tesislerinin öncelikli olmasına özen göstermeliyiz. Makro ekonomik disiplin devam ederken, Türkiye’nin önündeki en büyük tehditin “reel sektör”ün rekabet gücünü ve verimliliğini yitirmesi olduğunu unutmamalıyız.
 
2001 krizinden sonra uygulamaya başlayan “güçlü ekonomiye geçiş” programının üzerine 2002 seçimleri gelmiş ve sonrasında sağlanan siyasi istikrar ve kararlılıkla bu programın devamı sağlanmıştır.
 
2003-2006 yılları Avrupa’ya uyum, yapılan reformlar, devam edilen mali disiplin, bütçe disiplini sonucu, bu dönemde güven sağlanmış, dünya konjöntorünün de desteklemesiyle makro ekonomik istikrar, yüksek büyüme, artan yabancı sermaye girişi başarılmıştır.
 
2007 yılında Avrupa Birliği süreci yavaşlamış, uzun süren seçim dönemi ve daha sonra yaşanan güvenlik sorunları gündemi ekonomi öncelikli olmaktan çıkarmıştır.
 
Bugün biraz önce başta sıraladığım gibi dünyada da çok farklı yeni bir kriz ve bunun sonucu değişen dengeler söz konusudur.
 
Şimdi ekonomide yeniden toplanıp önümüze farklı bakma zamanıdır. Geçtiğimiz döneme bakarak geleceğe reçete yazamayız. Yeni döneme farklı bakmalıyız.
 
·        Bu dönemde “üretimi” “reel sektörü” kalıcı, sürdürebilir, rekabetçi kılmak için yeni arayış ve çalışmalara girilmelidir.
·        Acilen yapılması gerekenlerin büyük kısmını bir kaç senedir söylüyoruz ve hazırlıklarda yapıldı zaten. Artık bunları hızlandırmalıyız. Bunlar beklemeye tahammülü kalmayan Sosyal Güvenlik Yasası ve düzenlemeleri/ yeni Türk Ticaret Kanunu/ Vergi Reformu/ ve tabiki kayıt dışı ile mücadele. Bu sadece denetim yoluyla olamaz diğer yaptığımız tüm düzenlemelerde bunu yaratan gerçek nedenleri ortadan kaldırmak gerekir.
·        Ayrıca Enerji üretim tesisleri özelleştirilmeli, ki kısa zamanda kapasite artışı sağlanabilsin.
 
Bu saydıklarımı hızla gerçekleştirmek bize ancak 2007 yılında kaybettiğimiz zamanı telafi ettirir. 2008 ve sonrasında değişen dünya dinamiklerinde daha yüksek (en az %7) büyümemizi sağlayacak ilave reel sektör odaklı politiklara ve çalışmalara ayrıca ihtiyaç vardır.
 
Ülkemizin bunu yapacak güçlü hükümeti, dinamik çalışkan özel sektörü, dünyayı bilen, takip eden kadroları vardır.
 
Dolayısıyla daha hızlı ve sağlıklı büyüyen bir Türkiye’yi gerçekleştirebileceğimize inanıyorum.
 
Hepinize teşekkür ederim.